10 yıl önce bugün, hem derin korkular, hem de büyük acılarla sarsılmıştık.
17 bin 480 insanın hayatını yitirdiği…
23 bin 781 kişinin yaralandığı…
329 bine yakın konut ve işyerinin yıkıldığı Marmara depremini müteakip, normalde huzur mekânı olarak bildiğimiz konutlarımız, aylarca gözümüze, “üzerimize düşecek beton yığınları” olarak görünmüştü.
Evlerimize giremiyor, kapalı alanlarda kalamıyorduk.
Televizyonlarda gördüğümüz manzaralar hem yüreklerimizi dağlıyor, hem de psikolojimizi alt üst ederek bize büyük bir travma yaşatıyordu.
Deprem sonrasında devletin gerçek bir hantallık ve tedbirsizliğine şahit olmuştuk.
Tanık olduğumuz aksaklık, ihmal ve hantallık, bizi, depremin kendisinden çok, deprem sonrasında enkaz altında yaşanacaklardan korkmaya davet eder nitelikteydi.
Ankara, kelimenin tam anlamıyla enkazın altında kalmıştı.
Zamanın Cumhurbaşkanı, “Ne yapalım, altımız çürük” dese de, deprem faciası vesilesiyle yaşananlar, üstümüzdekilerin de çok çürük olduğunu gösteriyordu.
Evet, Marmara depreminin üzerinden 10 yıl geçti.
Acılarımız hala çok taze ve her zaman da taze kalacak, taze kalmalı.
Elbette o günlerden bugüne deprem konusunda daha çok bilinçlendik.
Özellikle AK Parti iktidarı, deprem konusunda birçok hayati düzenlemeyi hayata geçirdi.
Ancak, insan hayatının söz konusu olduğu böylesine ciddi bir konuda, yaptığımız veya yapacağımız hiçbir şeyi yeterli göremeyiz.
Madem fay hattı üzerinde oturuyoruz, depreme karşı her açıdan hazırlıklı olacak, binalarımızı ona göre yapacak, inşaat sektöründe ucuz hesaplardan ve dalavereli işlerden kaçınacağız.
Bu işi, ne sadece kurumlara ne sadece bireylere bırakabiliriz.
Hepimizin fert fert sorumluluğu ve ödevleri olduğu gibi, elbette kurumsal düzeyde yapılması gereken ödev ve sorumluluklar da vardır.
Biz “Önce tedbir, sonra tevekkül” diyen bir inancın mensuplarıyız.
Depremi ve alınması gereken deprem önlemlerini sürekli gündemde tutmalıyız.
Hem fertler hem de kurumlar bazında kaliteyi, bilgilenmeyi, kontrol ve denetimleri asla ama asla ihmal etmemeliyiz.
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi, “Önemli olan depremlerden sonra alınacak tedbirler ve sergilenen dayanışma değil, bu tür felaketlerden en az zarar ve hasarla çıkabilmektir. Bu çerçevede biz hükümet olarak pek çok düzenlemeyi hayata geçirmiş bulunmaktayız.”
Büyük acımızın 10. yılı vesilesiyle, 17 Ağustos depreminde hayatını yitirmiş tüm vatandaşlarımıza Allahtan rahmet, başta yakınlarını yitirenler olmak üzere tüm milletimize bir kere daha başsağlığı diliyorum.
A. Mete Işıkara’nın pek sık kullandığı bir söz vardır:
“Deprem gerçeğiyle yaşamaya alışmalıyız.”
Evet; deprem gerçeğiyle yaşamaya alışacağız ama sorumsuzluğa, hantallığa, ihmale ve tedbirsizliğe asla!