CHP değişmiyor, değişemiyor.
Siz bakmayın, seçim arifelerinde bir takım açılım gösterileriyle vatandaşın kafasını karıştırmaya çalışma taktiklerine.
Siz bakmayın, ara sıra özeleştiri yaparmış gibi yapıp “değişim” soslu söylemlerde bulunmalarına.
O bildik, değişmeyen, kısır, milletten kopuk, milleti dışlayan ve kendini rejimle özdeşleştirip her şeyi bir rejim sorununa indirgemeyi siyaset sanan anlayıştan bir türlü kopamıyor.
Bu da, bildiğimiz anlamda olmasa bile,
Bir nevi muhafazakârlık.
“CHP türü muhafazakârlık.”
CHP, Türk Ceza Kanunu ve CMK’da yapılan, denetimi ve kontrol edilirliği artırarak ülkenin demokratik yapısını güçlendirmeyi ve daha çok sivilleşmeyi öngören yasal değişiklikleri de Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.
CHP için siyaset, Anayasa Mahkemesi koridorlarında yapılan bir iş haline geldi adeta.
Oysa siyaset, milletle yapılır, milletin içinde yapılır, sokaklarda yapılır, meydanlarda yapılır, milletle buluşulacak çeşitli platformlarda yapılır.
CHP’nin AYM’ye bu son başvurusu, sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir parti için, önümüzdeki süreçte altından kalkılması zor bir yükün omuzlanması anlamına da geliyor.
Siz hem sosyal demokrat olduğunuzu iddia edeceksiniz; hem de kalkıp “darbe girişimlerini ve her türlü hukuk dışı arayışı yargılanabilir hale getirerek önlemeyi öngören bir yasal düzenlemeye karşı çıkacaksınız…
Siz hem sosyal demokrat olduğunuzu iddia edeceksiniz; hem de kalkıp “Bu ülkede artık Susurluklar, Ergenekonlar, faili meçhuller olmasın diyen bir yasal düzenlemeye karşı çıkacaksınız…
Siz hem sosyal demokrat olduğunuzu iddia edeceksiniz; hem de kalkıp bu ülkede herkesi ve her kesimi hukuk önünde eşit, şeffaf ve denetlenebilir yapmaya çalışan, kısacası, demokrasinin özü ve kendisi olacak bir yasal düzenlemeye karşı çıkacaksınız…
Böyle şey olur mu?
Böyle solculuk, demokratlık olur mu?
Böyle bir mantığın izahı mümkün mü?
Dahası, CHP’liler sanki uzayda yaşıyorlarmış gibi, sanki ülkemizde hiç kayıt dışı oluşumlar, darbeler, darbeciler, muhtıralar, rejime hukuk dışı müdahaleler, elverişli ortam oluşturmaya dönük karanlık girişim ve eylemler olmamış-olmuyormuş gibi davranıp demagoji yaparak “Sandıkta iktidara geldiniz, kim önünüzü kesti” diyebiliyorlar.
Hem “12 Eylülcüler yargılansın” diyorlar, hem de bu tür yargılamaları mümkün kılacak yasal değişikliklerden ilk rahatsız olanlar, kendileri oluyor.
Belli ki CHP’liler darbe seçiyorlar.
Belli ki darbeleri “iyiler-kötüler” diye tasnif ediyorlar.
Onların bu tutarsızlığı Kenan Evren’in bile dikkatini çekmiş ki, şöyle diyor:
“Baykal’a söylüyorum; samimi isen önce 27 Mayıs’ı yargıla.”
Bir sosyal demokrat siyasi parti lideri düşünün ki, bir darbeci bile onu darbeler konusunda samimi olmaya çağırıp köşeye sıkıştırıyor!
Sosyal demokrat parti liderinin bir darbeci karşısında düştüğü acıklı duruma bakın!
CHP’liler bildiklerini okusunlar ama bir gerçek var:
Türkiye toplumu artık bu kısır anlayışları çoktan aştı.
Milletimiz artık çağdaş-demokratik bir devlet istiyor.
Milletimiz tam bir hukuk devleti istiyor.
Milletimiz, bütün kişi ve kurumlarıyla denetlenebilir, şeffaf ve kontrole tabii bir sivil yönetimden yana.
Bunun için AK Parti’yi iktidara getiriyor.
Önümüzdeki seçimlerde de, işte bu yüzden, yine AK Parti’yi iktidara getirecek!.