Sevgili kardeşlerim, AK Partimizin kıymetli delegeleri, partimizin itici gücünü oluşturan üyelerimiz, kıymetli misafirler…
Kongreler, bir siyasi partinin lokal bayram günleridir.
Bayramlar ise, elbette coşkunun ve heyecanın doruğa çıktığı günler...
Kongreler, aynı zamanda, bir siyasi partinin kurumsal kimliğinin iyice pekişmesinin, ülkeye hizmet yolunda üretilecek çaba ve fikirlerin, bir kurum çatısı altında siyasal projelere dönüştürülmesinin adıdır.
Siyasette, “kurumsallaşma” ile “zaman” arasında her zaman doğru orantı olduğunu söylemek doğru değildir.
Kuruluşunun üzerinden uzun bir süre geçtiği halde kurumsallaşamamış partiler olduğu gibi, kısa sürede kurumsallaşma yolunda dev adımlar atmış siyasi hareketler de vardır.
AK Partimiz bu ikinciye örnektir.
Kuruluşundan kısa bir süre sonra görkemli bir seçim başarısıyla iktidara gelen AK Parti, bunu elbette kurumsal temellerini sağlam atmasına ve kısa sürede kurumsallaşma yolunda olağanüstü bir çaba göstermesine borçludur.
Ancak, kurumsallaşma derken bir önemli gerçeğin de altını çizmek durumundayız;
Kurumsallaşma sadece binalar tutmak veya yöneticiler belirlemekle olmaz.
Kurumsallaşmayı sağlayan belki de en birinci etken, partideki siyasi ruhun geniş halk kitlelerine ulaştırılması ve benimsetilmesidir.
Bu açıdan şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki;
Bir partiyi öncelikle millet kurumlaştırır.
Çünkü bir siyasi parti milletin kendisi, özü, ruhu olmak durumundadır.
Bizim siyasi başarımızın altında yatan en önemli gerçek de budur.
Bazı muhaliflerimiz kongrelerinde öz eleştiri yaparken ne diyorlar:
“Biz halka yeterince inemiyoruz.”
Aslında bu düşüncenin kendisi dahi bize göre yanlıştır, sakattır.
Çünkü bu anlayış, milleti, “daha altta, inilme seviyesinde” gören bir bilinçaltını yansıtmaktadır.
Oysa, halka inilmez, millete inilmez! Halkın kendisi olunur!
Genel Başkanımızın neden millet tarafından bu kadar çok sevildiğini söylemeye gerek yok herhalde.
Bir gazetede görmüştüm; Bir yaşlı ana “Ona sarılmayı seviyorum! Çünkü Toprak kokuyor” demişti.
“Toprak kokmak, toprak kokulu olmak” “içimizden biri” olunduğunu ifade etmek bakımından ne kadar güzel bir deyim değil mi?
Sevgili AK Partililer;
Milletimiz siyasette samimiyete ve değer verilmeye büyük önem veriyor.
Milletimiz hoşgörülüdür ama adam yerine konulmamayı asla affetmiyor.
Milleti hala adam yerine koymayanlar anlamasa da, işin sırrı bu.
Size bir anımı anlatayım:
Birkaç ay önceydi… Ülkenin üstüne kapatma davasının ağır havasının sindiği günler… Bağcılar’da Başbakanımızın da katıldığı bir açılış vardı. Öğle sıcağında meydanı dolduran halk kitlelerine inceleyen bir gözle baktım;
Hepsi de Başbakanımızı sadece dikkatle değil aynı zamanda sevgi dolu gözlerle dinliyorlardı.
Bir çoğu dar gelirli, tutunamayanlardan olan, yüzleri güneş yanığı, kasketin altında buram buram terleyen bu insanların Başbakana pür dikkat dinlerken yüzlerine yayılan bu gülümseme ve huzurun sırrı neydi?
O gözlere biraz daha bakınca işin sırrını buldum:
İnanın o gözlerde şöyle bir anlam okunuyordu:
“Onlar bizi adam yerine koymuyorlar, bize değer vermiyorlar, bizi ve irademizi her zaman küçümsüyorlar. Oysa sen bize değer veriyorsun, sen bizi kale alıyorsun, çünkü sen bizdensin. Bu nedenle güneşin bu kavuran sıcağı altında yanındayız işte!”
Sevgili kardeşlerim;
Siyasetçiler genellikle kongreleri bir bayrak yarışına benzetirler.
Bu biraz böyledir de. Ancak yarışlarda galipler ve mağluplar vardır, Türkiye’ye hizmeti sevda edinmişlerin partisi AK Parti’de ise kongrelerin kazananı olur ama kaybedeni olmaz!
Kongrelerde yeni isimler ortaya çıkabilir, bir önceki dönemde yönetimi uhdesinde bulunduranların bir kısmı yeni dönemde de görev alabilir ya da değiştirilir.
Ancak ne olursa olsun, sonuçta her kongre yeni bir başlangıçtır, bir tazelenmedir.
Kongreler, bir önceki dönemin eksikliklerini iyi tahlil ederek daha verimli, daha çoşkulu, daha güçlü bir çalışma mevsimine atılmış ilk adımdır.
Sevgili arkadaşlar;
Yeni dönemde seçilen-seçilmeyen, yönetime gelen-gelmeyen bütün AK Partililer birlik içinde, dirlik içinde yolumuza devam edeceğiz inşallah.
Ellerini oğuşturarak partimiz içinde ayrılık gayrılık oluşmasını bekleyenlerin heveslerini kursaklarında bırakmak, partimize karşı bir vicdan borcumuzdur.
Sevgili AK Partililer;
İyi ve doğru şeyler düşünmek yetmez. “Yapmak” hepsinden önemlidir.
Bir düşünür, ne güzel söylemiş:
“Doğru yolda olsanız bile, eğer orada öylece beklerseniz, ezilirsiniz.”
Biz, en zor zamanlarda bile azmimizden ve kararlılığımızdan bir şey yitirmedik.
Sözlerimi ünlü bir siyasetçinin sözleriyle bitirmek istiyorum:
“Dünyada hiçbir şey azmin yerini tutamaz. Yetenek mi tutar? Hayır, sokaklar başarısız olmuş yetenekli adamlarla doludur. Zeka mı tutar? Hayır, etrafımız zeki ama başarısız adamlarla doludur. Eğitim mi tutar? Hayır, sağınıza solunuza baktığınızda eğitimli ama hiçbir şey başaramamış bir sürü insan görürsünüz. Her güçlüğü aşan, başaran, kazanan asıl şey, azim ve sebattır!”
Kongremizin partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum!