Sevgili hanımefendiler, beyefendiler,
Bu güzel Ramazan akşamında, tarih boyunca hep medeniyetleri buluşturmuş bir şehirde sizlerle buluşmanın mutluluğu içindeyiz.
Bizim medeniyetimizde Ramazan; paylaşmanın, merhametin ve terbiyenin zirveleştiği bir dönemin…. İstanbul ise farklı medeniyetlerin buluştuğu, kaynaştığı ve bir barış iklimi içinde zenginliklere dönüştüğü bir mekanın adıdır.
Dolayısıyla Ramazan gibi muazzez bir ayın, İstanbul gibi medeniyetlerin beşiği muazzam bir kentte idrak edilmesi… Ramazana ait özelliklerin İstanbul’a ait güzelliklerle birleşmesi, mutluluğumuzu hem pekiştirmekte hem daha anlamlı hale getirmektedir.
Kıymetli hanımefendiler, beyefendiler;
Gerçekten de İstanbul 27 yüzyıllık tarihi boyunca Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yapmış, üç semavi dinin ve birçok medeniyetlerin buluşma noktası olmuştur.
Bunun kültür ve sanattaki izlerine bugün de olanca görkemiyle tanıklık etmek mümkündür. Halen Eski Mısır’dan, Roma’dan, Bizans ve Osmanlı’dan miras kalan eserler her yanı süslerken, camiler, kiliseler, havralar asırlardır bir arada yan yana yaşıyor.
Gerçek bir medeniyetler mozaiği, medeniyetler başkenti ve medeniyetler müzesi olan İstanbul, farklı inanç ve kültürleri ötekileştirmeden, dönüştürmeye çalışmadan ve baskı yapmadan barışa, huzura ve zenginliğe dönüştürmenin, dünya üzerindeki en sembol kentlerinden biri, belki de birincisidir.
Değerli delegasyon, kıymetli misafirler;
Modern dünyanın insanı ve toplumları yalnızlaştıran, ayrıştıran ve çatıştıran yanlarına inat, bu tür buluşmaları, barış, huzur ve bir arada yaşama adına atılmış çok ciddi bir adım ve diriltici bir nefes olarak gördüğümüzü belirtmeliyim.
Şuna samimiyetle inanıyoruz ki;
İnsanların ve toplumların birbirinden habersizliği, bilgisizliği ve iletişimsizliği, sadece karşılıklı endişeleri, korkuları ve tedirginlikleri besleyip büyütür.
Nitekim güzel bir atasözümüz var bizim: “Kişi bilmediğinin düşmanıdır” diye.
Oysa, bilişmek, tanışmak, görüşmek ve karşılıklı diyaloga girmek; hem korkuları ve vehimleri ortadan kaldırıp medeniyetleri birbirine yaklaştırır,… hem de olumsuz düşünce ve duyguları törpüleyerek toplumları barış içinde bir arada yaşamanın yollarına eriştirir.
Bundan dolayıdır ki, büyük sevgi ve gönül insanı Yunus Emre şöyle diyordu:
“Gelin tanış olalım/İşi kolay tutalım/Sevelim sevilelim/Dünya kimseye kalmaz”
Yunus, bu topraklarda tanışmayı sevgiye giden yolun ilk adımı sayarken, İspanya’nın büyük yazarı Unamuno ise, “Seviyorum o halde varım” demek suretiyle, sevgiyi varlığın temeli sayıyordu.
İnsanın özünü oluşturan temel değerlerin evrenselliği düşünüldüğünde, farklı coğrafyaların buluşmasından ve ilişkisinden daha doğal ne olabilir ki?
Nerede yaşıyor ve hangi ulusa ait olursa olsun; bugün Lorca’nın, Pablo Neruda’nın veya Yahya Kemal’in, Necip Fazıl’ın, mısralarının gönül telini aynı anda titretmediği kaç kişi çıkar yeryüzünde?
Örneğin, Nazım’ın, kendisinden asırlar önce yaşamış Don Kişot’a hitaben söylediği, “Haklısın, elbette senin Dülsinya’ndır en güzel kadını yeryüzünün” mısraları, hepimizin yüzünde ortak bir tebessüm oluşturmuyor mu?
İnsan olarak hep aynı bütünün parçası, aynı insanlık orkestrasının farklı sesleri değil miyiz?
İspanyol Fado’sunun günümüzdeki en önemli temsilcilerinden ve gerçek bir İstanbul aşığı olan Monica Molina geçtiğimiz ay konser vermek için İstanbula geldiğinde “Ben Türkiyeyi Türkler beni çok seviyor. Dünyada böyle bir şehir daha yok. İstanbul’da olmak, İstanbul’da nefes almak, İstanbul’u keşfetmek gerçekten ayrıcalık” demişti. Düşünelim bir; Molina’nın fadolarıyla Neşet Ertaş’ın bozlaklarının aynı anda yankılandığı bir gökkubbe, daha ilginç, daha zengin ve daha yaşanası değil midir?
Bunun için, önce, keşfediciler olmalıyız elbette. İşte bu türden buluşmalar, halklarımızın içindeki keşifçiyi uyandırmak için çok önemli bir vesiledir!
Sevgili hanımefendiler, beyefendiler…
Savaşların, çatışmaların, haksızlıkların, kıyımların, çevre kirliliğinin ve düşmanlıkların küreselleştiği bir çağda biraz da adaletin, hukukun, hoşgörünün hakkaniyetin ve barışın küreselleşmesidir istediğimiz.
Bunun için, rahmetin, merhametin ve paylaşmanın mevsimi Ramazan’ın bu nurani akşamında buradayız.
Bunun için buluştuk, medeniyetleri buluşturan bu müstesna şehirde.
Hepinize tekrar hoş geldiniz diyor, iftarımıza katıldığınız için İstanbul İl Başkanlığı adına teşekkürlerimi, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.