Sevgili AK Partililer, değerli kardeşlerim
Partimizin değişik birimlerinde veya yerel yönetimlerde görev yapan, siz birbirinden değerli arkadaşlarımla birarada olmanın mutluluk ve coşkusu içindeyim.
Evet coşkuluyuz; çünkü ülkemizin içinden geçtiği kritik dönemde, milletimizin gönlünde taht kurmuş bir siyasi hareketin mensupları olarak bir aradayız.
Önemli olan da budur.
Aslolan şunun bunun beğenisini kazanmak değil, milletin gönlüne girmektir, milletin!
Sevgili arkadaşlar;
Biz AK Parti olarak şuna içtenlikle inanıyoruz ki;
Sadece Milletin bağrından çıkmak değil, milletin bağrında kalarak, millete çalım atmadan, milletin verdiği emanete ihanet etmeden siyaset yapmak önemlidir!
Altını önemle çizerek söylüyorum;
Nasıl ki, bu hareket seçkin zümrelerin, tuzu kuru elitlerin fildişi kulelerden başlattıkları bir hareket olarak doğmadıysa, bürokratik, medyatik ve tüccar elitlerin iğdiş ettiği, ehlileştirip hizaya soktuğu bir hareket de olmayacak hiçbir zaman!
Biz, itilmişlerin, ezilmişlerin, tutunamamışların, yıllarca çevre diye küçümsenerek merkezden uzak tutulmaya çalışılanların feryadı ve soluğu olarak çıktık siyaset dünyasına.
Kurulduğumuz günden bu yana, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, kadınından erkeğine, yaşlısından gencine, işçisinden memuruna, bu milleti bütün renkleriyle kucaklamak ve bütünleştirmek biricik amacımız oldu.
Biz, milleti devletin emrinde ve devlet için var olan önemsiz bir ayrıntı gibi değil, milletin emrinde, onun huzur ve mutluluğunu sağlamakla ödevli bir mekanizma olarak algıladık ve öyle girdik siyaset dünyasına.
Analara sarıldık, yaşlılara kol kanat olduk, işsize iş, aça yemek, gence umut olmak için gecemizi gündüzümüze katıp çalıştık ve çalışıyoruz.
Hatırlarsınız;
AK Parti kurulur kurulmaz katıldığı ilk seçimde genel başkanımızın en çok öne çıkardığı slogan “Yeter, karar milletindir” olmuştur.
Bizim biricik siyaset ilkemiz budur işte; sürekli küçümsenmek ve devletin dışında tutulmak istenen milleti, devlete egemen kılmak.
“Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini duvarlarda asılı soyut bir cümle olmaktan çıkarıp devlet yönetiminin tam merkezine oturtmak.
Türkiye çok partili hayata geçtiği andan beri iki ana akım egemen oldu siyasi hayatımıza:
Milleti yegane karar mercii olarak görüp egemenliğin ona ait olduğunu söyleyenler, kendilerini efendi gibi görüp milleti yönetime mümkün olduğu kadar ortak etmek istemeyenler…
Bir yanda “hakimiyet bila kaydü şart milletindir” diyenler, diğer yanda “Hakimiyet uygun görüldüğü kadar halkın ama esas itibarıyla seçkin memur taifesinindir” diyenler…
Bana en çelişkili gelen husus da şudur sevgili arkadaşlarım;
Bu devletçi-statükocu kafalar, yeri geldiğinde kurtuluş savaşımızda verdiği destansı mücadeleden dolayı milletimizi yere göğe koyamazlar. Milli bayramlarda nutuk üstüne nutuk atarlar.
Ancak iş demokrasi, milli irade ve devlet yönetmeye gelince, aynı millet birden “güvenilmez, cahil, neyin iyi neyin kötü olduğunu ayıramayan bir çocuk” muamelesine tabi tutulmak istenir.
Çünkü millete efendilik taslamanın nimetlerine alışmışlar ve bundan vaz geçmek istemiyorlar.
Bu yüzden demokrasiyi hiç sevmediler. Demokrasiden hep korktular. Demokrasiyi Cumhuriyete, milleti devlete tehditmiş gibi gördüler.
Şimdi bu kafayı daha iyi tanımak için yakın tarihimizden birkaç çarpıcı örnek vermek istiyorum.
Eğer bu kafayı iyi tanırsak, bugün AK Parti’nin bazı çevreleri neden rahatsız ettiğini de daha iyi anlamış oluruz.
Çok partili hayata yeni geçilen süreçte, 1945’te CHP’li Cevdet Kerim İncedayı “Bu halkı özgür bırakırsak oylarını Haso’ya Memo’ya verir” demişti.
Yine 1945’te Falih Rıfkı Atay, şöyle diyordu:
“Demokrasi ve hürriyet dedikleri, ülkeyi geri götürmek veya yabancı komisyoncuların ülkeye gelmesini sağlayacak bir liberalizm kalkanıdır. CHP’nin misyonu, halka rağmen de olsa halk için çalışmayı düstur edinmek olmuştur.”
Demokrasi ve özgürlükleri, ülkeyi yabancılara peşkeş çekmek olarak gören bu kafa, bugün de size yabancı gelmiyor değil mi?
Nihat Erim 1946’da şöyle diyordu:
“Milli Rejim sağa sola sapma cereyanlarından korkmayacak kadar güçlenmedikçe bazı şeyleri halka gerekirse zorla dayatmalıyız.”
Bu zihniyet sahiplerinin, o dönemlerde demokrasiyi mahzurlu ve kötü göstermek için en sık verdikleri örnek şuydu:
“Demokrasinin en büyük handikabı bir hamalla bir profesörün oyunun eşit olmasıdır.”
Böylece sandıkta bir türlü elde edemedikleri milletin oyunu küçümsemeye, önemsiz göstermeye çalışıyorlardı.
Mantıklarına göre, kendilerinin oyu az da olsa cahil vatandaşın oylarından daha değerliydi.
Öyle ki, kendi oylarının özgül ağırlığının vatandaşınkinden daha ağır olduğunu iddia edecek kadar gülünçleşiyorlardı.
Belki inanmak zor gelecek ama, CHPli Yusuf Ziya Ortaç, o zamanın Akbaba dergisinde merhum Menderes’in aldığı oyları küçümsemek için aynen şöyle yazmıştı:
“Demokrat Parti, oyları sadece sayıyor, oysa aynı zamanda tartmalı!”
Sevgili kardeşlerim
O günlerden bugüne bu zihniyet zerrece değişmemiştir.
O gün milli iradeyi yansıtan milletimize “Haso Memo” diyenler, bugün de “göbeğini kaşıyanlar, bidon kafalılar” diyor.
Ancak…
Onlar istedikleri kadar değişmesinler, milletimiz neyin ne olduğunu her zamankinden daha iyi değerlendirdiği bir noktadadır artık.
Bu nedenledir ki, milli iradeyi kıskaca almak yolundaki oyunlar artık tutmamaktadır.
Türkiye birilerinin kafalarındaki “yoksul, içine kapalı, güdülür” bir ülke olmayacaktır artık.
Irmaklar geriye akıtılamaz, akıtılamayacaktır.
Sevgili arkadaşlarım, kardeşlerim,
AK Partinin “Yeter karar milletindir” yürüyüşü, önüne çıkarılmak istenen engelleri birer birer aşacak ve Türkiye, demokrasinin bütün kurallarıyla işletildiği evrensel standartlarda bir hukuk devleti idealinden asla vazgeçmeyecektir.
Milletin üstünde hiçbir güç yoktur ve milletin önünde hiçbir güç olmayacaktır.
Bu ülkenin yurttaşlarını dünya görüşleri ne olursa olsun, hukuk temelinde birarada kardeşçe ve hukukun şemsiyesi altında huzurlu ve müreffeh şekilde yaşatmak, AK Parti için asla geri dönülemez bir yol niteliğindedir.
Elele vererek bütün oyunları bertaraf edecek, mutlu ve büyük Türkiye’yi tüm yurttaşlarımızla birlik olup elele inşa edeceğiz.
İnanın; bu hedefin alternatifi olmadığı için AK Parti’nin de alternatifi yoktur bugün.
Onlar sadece girdikleri kendi parti kongrelerini kazanırlar ama biz başta önümüzdeki yerel seçimler olmak üzere girdiğimiz tüm seçimleri kazanmaya devam edeceğiz.
Yılmak yok, gevşemek yok, yılgınlık yok.
Yola devam, mücadeleye devam, hizmete devam.
Bu vesileyle Türkiye’nin yarınları AK olacaktır diyor, hepinizi sevgiyle selamlıyorum.