Değerli katılımcılar,
Sayın Belediye Başkanım, Değerli katılımcılar, basınımızın güzide temsilcileri, sevgili misafirler…
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
İktidara geldiği günden beri yerel yönetim alanında çok büyük başarılara imza atmış AK Partili belediyelerimizin üzerinde en çok hassasiyetle durdukları konuların başında “Daha temiz ve daha yaşanılabilir bir çevre ideali ve insanlarımıza o çevrenin en hayati unsuru olan temiz bir içme suyunu sunmak” gelmiştir.
Bu alanda İstanbul’umuzda nelerin başarıldığını birazdan hem Belediye Başkanımızın hizmetleri ayrıntılı şekilde anlatacağı konuşmasında, hem de sizlere sunacağımız görsel programda daha yakından tanıyacaksınız.
Bildiğiniz gibi, başta bilinçsiz sanayileşme, kentlerdeki nüfus yoğunluğunun artması, teknoloji kullanımındaki özensizlik ve ihtiraslarını dizginlemesini bilmeyen insanoğlunun tabiatla kurduğu hoyrat ilişkiler olmak üzere, bir çok faktör, modern dünyayı son derece ciddi ve tehlikeli bir sorunla yüz yüze getirdi:
Çevre kirliliği.
Barışın, hukukun ve adaletin bir türlü küreselleşemediği bir dünyada, maalesef insan sağlığını tehdit eden “çevre kirliliği” küreselleşti ve bütün ülkelerin ortak sorunu haline geldi.
Çevre kirliliği denilince hiç kuşkusuz en başta su, doğal çevre, toprak, havanın kirliliği akla gelir.
Takdir edersiniz ki, bunların içinde temiz bir içme suyuna sahip olmak, insan için en vazgeçilmez ihtiyaçların başında gelir.
Bildiğiniz gibi, kainattaki muazzam dengenin bir sonucu olarak su, doğada asla kaybolmuyor.
Terleme ve buharlaşma yoluyla atmosfere giden su, yağmur olarak tekrar dönüyor ve bu döngü sürüp gidiyor.
Ancak su özelinde yaşanan bu müthiş dengeye, insanoğlunun bir dış faktör olarak müdahil olduğu çeşitli aşamalarda, olumsuzluklar da birer birer ortaya çıkmaya başlıyor.
Günümüzde, gıda maddelerinin elde edildiği toprak ve solunan hava gibi, ne yazık ki, insan vücudunun yapı taşı mesabesinde olan su da, modern dünyanın maruz kaldığı çevre kirliliğinin tehdidi altındadır.
BM 2006 Su Raporuna göre halen dünyadaki 1 milyar insan temiz bir içme suyundan mahrum yaşamaktadır. Aynı raporda bu durumun kaynakların az olmasından ziyade, su kaynaklarının kötü yönetiminden kaynaklandığı belirtiliyor.
Rapordaki bir başka can alıcı nokta da, Dünya nüfusunun yüzde 40’ının, atık suları arıtacak sistemden yoksun olduğuna dikkat çekilmesidir.
Bugün burada İstanbulumuz açısından ne kadar da şanslı bir mekanda olduğumuzu daha yakından hissetmemiz için söylüyorum bunu.
Çünkü şükürler olsun ki, son derece modern ve gelişmiş bir su arıtma tesisindeyiz şu anda.
Yine BM 2006 İnsani Kalkınma Raporu’nda temiz bir içme suyuna erişimin bir insan hakkı olarak kabul edilmesi kayıt altına alınmıştır.
Evet, temiz bir suya erişmek herkesin, hepimizin hakkı.
O suyu israf etmeden, kıymetini bilerek kullanmak ve bulunduğu doğal çevreyi temiz tutup korumak da ödevimiz.
Ne mutlu bize ki, biz tabiatla çatışmayı ve rekabeti değil, onunla dostluğu ve sevgiyi esas alan, her şey gibi doğayı da “emanet” bilen bir medeniyetin mensuplarıyız.
Yeryüzünde dağlara, ırmaklara, ovalara, ağaçlara bizim kadar bir insana seslenir gibi sevgiyle seslenen, onlarla dertlenen, onlarla üzülüp sevinen bir başka millet daha var mıdır acaba?
Sözlerimi Kızılderili Bilge Seattle’ın tarihe altın harflerle kazınmayı hak eden uyarıcı sözleriyle bitiriyorum:
“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; Beyaz Adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!..”
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.